Yazımıza turun başlangıç noktası olan Amsterdam’dan bahsederek başlıyoruz. Amsterdam su üzerine kurulmuş bir şehirdir, bu nedenle şehirde tam tamına 165 kanal bulunur. Kuzeyin Venedik’i olarak da bilinen Amsterdam doğal güzellikleri, kaliteli şehir hayatı ve sağlıklı yaşam standartlarıyla sizleri büyülemeye hazır. İlk fark edeceğiniz şey içinize çektiğiniz havanın temizliği ve oksijenin bolluğu olacaktır. 219 km2 olan yüz ölçümünün minimum 150 km2si yeşilin her tonunu görebileceğiniz doğa ile kaplıdır. Bunun sebebi biraz da yılın her ayı yağış oranlarının yüksek olmasıdır. Yaz aylar hariç diğer aylarda da yağış fazlasıyla görülür, özellikle Ekim ayında neredeyse her gün yağışa maruz kalabilirsiniz. Böylesine temiz havanın bulunduğu bir bölgede yağış sizi hiç rahatsız etmeyecek hatta bu manzaraya şahit olmak hoşunuza gidecektir. Amsterdam yerleşim yerleri olarak 4 bölgeye ayrılmıştır. Noord, West, Zuid ve Oost, Kuzey, Batı, Güney ve Doğu anlamlarına gelir. Turistlerin genellikle akın ettiği bölge ise Amsterdam “Centrum’dur’’ Damrak’’ olarak da bilinir. Adından da anlaşıldığı üzere tam merkez de bulunur. Dam meydanından ünlü ressamların eserlerinin ve hayatlarından kesitlerin sergilendiği çok çeşitli müzelerin olduğu ‘’Museimplein’’ bölgesine, bar/pub ve gece kulüplerinde dilediğinizce, özgürce eğlenebileceğiniz  ‘’Rembrandtplein’’ bölgesine ve birazdan okuyacağınız  birbirinden farklı eşsiz bölgelere gidişler çok kolaydır ve kısa sürmektedir.

Dam meydanında gözünüze ilk çarpacak olan eşsiz bina ‘’Central Station’’ yani tren istasyonu binasıdır. Tarihi, büyüklüğü ve neo-gotik tarzı ile eşsiz bir sanat eseridir. 1881-1889 yılları arasında yapılmış olup, bitiminde mimarı kraliçe tarafından altın madalya ile ödüllendirilmiştir. Tren istasyonundan Kraliyet Sarayına giden yolda sağınız solunuz uluslararası giyim, ayakkabı, bijuteri ve kozmetik mağazalarıyla dolu olacaktır. Dilerseniz fast-food zincirlerini de bulabileceğiniz bu yol da Hollanda’nın kendi markası olan fast-food zincirinde bir hamburger tatmanızı öneririm. ‘’Febo’’ olan bu zincirde hamburger çeşitlerinin yanı sıra kızartılmış peynir, soğan soslu patates kızartması, et/tavuk/domuz kroketleri ve hotdog denemenizi tavsiye ederim. Küçük kutucuklara koyulan hazır yiyecekleri otomattan alır gibi bozuk para atarak alabilir, eğer kutucukta kalmamışsa görevlilerden yenisinin hazırlanmasını isteyebilirsiniz. Coffeeshop’lar hem gerçek kahve satıcıları olarak hem de farklı ürünlerin satıcıları olarak aynı sokak boyunca hizmet vermektedir. Çocuklarınız ile birlikte seyahat ediyorsanız veya siz de şekerlemeleri çok seviyorsanız size meşhur yerel şekerleme zinciri olan ‘’Jamin’’ i muhakkak tavsiye ederim. O renklere ve tatlara bayılacaksınız!

Geniş ve dairesel bir meydan olan Dam meydanına geldiğinizde Kraliyet Sarayını göreceksiniz. Saray bu günlerde yalnızca Gala yemekleri, yılbaşı/ noel törenleri, özel kraliyet etkinlikleri, ödül törenleri ve Kral ‘’King Willem- Alexander ‘’ ın resmi resepsiyon alanı olarak kullanılmaktadır. Aynı zamanda olabildiğince halka açık bir müze halindedir ve gezilebilmektedir. Amsterdam Belediye Binası olarak inşa edilmiş olup daha sonra saray olarak kullanılmasına karar verilmiştir. 17. Yüzyılda Amsterdam’ın zenginliğini ve gücünü yansıtması için görkemli bir mimari ile inşa edilmiştir. Duvarlarını pek çok ünlü ressamın eserlerinin yanı sıra Rembrandt’ın öğrencilerinin eserleri de süslemektedir. 1808 yılında ilk olarak Kral Louis Bonaparte belediye binasını saray olarak kullanmaya karar vermiştir. 200 yıldır dünya liderlerini ağırlayan bu sarayı gezebilmek herkes için büyük şans niteliğindedir.

Sarayın hemen yanında dünyaca ünlü uluslararası balmumu heykeli müzesi olan ‘’Madame Tussauds” bulunuyor. Eğer herhangi başka bir şehirde gezip görmediyseniz burada kesinlikle görmelisiniz. Angelina Jolie, Dalai Lama, Madonna, Marilyn Monroe gibi meşhur kişileri ve diğerlerini görmek, fotoğraf çekmek hoşunuza gidebilir. İçinde balmumu heykellerinin yanı sıra bir de korku/gerilim bölümü bulunmaktadır. Bu bölüme hamile bayanların, küçük çocukların ve yaşlıların girmesi yasaktır ve girişte görevliler tarafından belirtilmektedir.

Kilise ziyaretlerinden hoşlanıyorsanız ‘’De Nieuwe Kerk’’ hemen meydanın diğer bir köşesinden sizleri selamlayacaktır. Meryem Ana ve Azize Caterina’ya adanan kilise, 1650 yılından sonra günümüzdeki halini almıştır. Tek lüks alışveriş merkezi olan ‘’De Bijenkorf’’ u gezmek isterseniz meydanın bir daire şeklinde olduğundan bahsetmiştim, dairenin bir diğer tarafında bulunmaktadır. Dairenin tam ortasında durursanız etrafınızda dönerek daha önce bahsettiğim tüm binaları görebilirsiniz. ‘’De Bijenkorf’’ içerisinde neredeyse tüm uluslararası markaları bulundurmaktadır.  Amerikan, İtalyan ve İngiliz markaları çoğunlukta olup kozmetik, giyim, ayakkabı ve aksesuarlar bulabilirsiniz. Tramvay yolunu takip ettiğinizde sokak içinde mağazaları görmeye devam edeceksiniz, herhangi bir ihtiyacınızı buradan karşılayabilirsiniz. Yol üzerinde meşhur işkence müzesini ‘’Torture Museum’’u göreceksiniz. Karanlık Çağ’da Hollanda’da uygulanan ceza ve infaz yöntemlerini canlandıran bir tarihi müzedir. Karanlık Çağ Hollanda’sından biraz bahsetmek gerekirse, sizlere kızıl saçlı kadınların cadı oldukları düşünülerek diri diri yakıldığını anlatabilirim. Bugünlerde çeşitli protestolarda ve/veya anıtlar da Hollandalı kadınların söylediği bir motto var. ‘’Bizler yakamadığınız cadıların torunlarıyız.’’ Müze girişi ücretlidir. Centraal Station’dan buraya kadar olan yolu ister yürüyerek ister tramvayla gezebilirsiniz. Tavsiyem yürümenizdir çünkü sokaklarda keşfedilmeyi bekleyen oldukça fazla değer vardır. Yemek için çokça seçenek mevcuttur. Bunlardan bazıları eğer ki bilindik tatlar istiyorsanız, Çin, Japon, İtalyan, Amerikan lezzetleridir. Yeni ve Hollanda’ya özgü tatlar tatmak istiyorsanız ve fast-food (Febo)  dışında yemek istiyorsanız mutlaka ‘’Haaring’’ balığını tatmanızı öneririm. Haaring fume pişirilmiş, tatlı turşu ve çeşitli soslarla servis edilen ister ekmek arası isterseniz tek yiyebileceğiniz bir sokak lezzetidir. Neredeyse her sokak başında bulabileceğiniz balık araçlarında haaring, kipling, soslu karides ve soslu midye tatmanızı tavsiye ederim. Her birini dilerseniz ekmekle servis alabilirsiniz. Hollanda sokak lezzetleriyle de meşhur olan bir ülkedir. Bir diğeri hotdog aracıdır. Hotdoglar domuz sosisidir ve çeşitli soslar ile servis edilir. Zaman zaman Dam Meydanı’nda lunapark kurulur ve lunaparkların geleneksel sokak lezzetleri vardır. Bunlardan biri ‘’Oliebol’’dur. Oliebol üzümlü ve pudra şekerli kek topudur ve inanılmaz lezzetlidir. Sokak lezzetlerinden patates kızartmasını tabi ki de unutamayız. Özel baharatlı mayonezi ile kesinlikle tatmalısınız! Tatlıya düşkünseniz ve az önceki tatlı anlatımımda aklınız kaldıysa rengarenk donutlardan ve yine geleneksel bir tat olan ‘’poffertjes’’dan bahsetmeliyim. Donutları her pastanede bulabilirken, poffertjes’ı restaurantlarda ve cafelerde bulabilirsiniz. Poffertjes mini pancakelere benzemektedir. Üzeri tereyağı ve pudra şekeri ile servis edilir.

Tramvay yolundan devam ettiğinizde diğer bir meydanolan ‘’Leidseplein’’ e çıkıyorsunuz ve meşhur Bulldog Café’yi burada görebilirsiniz. Irish bar/pub’lar snack time için sizleri bekliyor olacak. Buradan isterseniz müze turunuza Museumplein’da devam edebilir, isterseniz bir yemek arası verip Arjantin Steak House’larda et yiyebilir ve sonrasında gece tekrar çıkıp hemen yakınındaki Rembrandtplein’da eğlenebilirsiniz. 

Biraz da müzelerden bahsedecek olursak, sırasıyla ; Van Gogh Museum, Rijksmuseum, Moco Museum, Stedelijk Museum, Amsterdam National Maritime Museum, Diamond Museum, Rembrandt House Museum, Heineken Experience  ve Anne Frank House’u ziyaret edebilirsiniz. Tarih ilginiz varsa, özellikle Yahudi soykırımı hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz Anne Frank House’u ziyaret etmenizi şiddetle tavsiye ederim. Amsterdam’ı yürüyerek veya tramvayla mesafeleri kısaltmaktan başka bir seçeneğiniz daha var! Canal Cruise’ları ile Amsterdam’ın dilediğiniz noktasından hareket ederek kanallar arası gezinti yapabilir ve uğranılan noktalarda inip tekrar başlangıç noktasına dönebilirsiniz.

Gündüz ve Gece saatlerinde turlar bulabilirsiniz, bazıları özel tur paketleri halinde olacaktır. Örneğin; Red Light Tour & Canal Cruise, Dinner and drinks canal tour, Icebar & One hour cruise tour, Luxury open boat canal tour, Heineken Experience & Cruise tour şeklinde.

Nisan ayında Amsterdam Lale Bahçeleri, ‘’Keukenhof’’ tüm ziyaretçilerine açılır ve uçsuz bucaksız bir alana yayılmış rengarenk lalelerin, yeşil doğanın içinde kaybolabilirsiniz. Burada her milletten insanın evlilik öncesi fotoğraflarını çektirmelerine şahit olabilirsiniz. Dilerseniz çimenlerde uzanıp bu büyüyü gökyüzüne bakarak yaşayabilirsiniz. En beğendiğiniz lalelerin renklerini aklınızda tutun onları içerdeki mağazadan soğan halinde alabilir evinizde büyütebilirsiniz.

Yeşil büyü ve doğal hayat demişken sizlere ‘’Vondelpark’’tan bahsetmemek olmaz. Vondelpark Dam meydanına yürüyüş mesafesinde (dilerseniz tramvayla da ulaşabilirsiniz) bulunan her yıl 10 milyon turist ağırlayan, ilk halka açılışını 1865’te yapmış olan bir parktır. Suyun yükselmesi her 30 yılda bir parkın renovasyona girmesini sağlamaktadır. Parkta piknik yapabilir, paten kayabilir, bisiklet sürebilir, ördek ve kazlarla yiyeceklerinizi paylaşabilirsiniz. İnanın gölün karşısında uzandığınızda her yıl neden 10 milyon turistin bu parka uğradığını daha iyi anlayacaksınız.

Amsterdam’da mutlu ve huzurlu bir tatil geçirmeniz dileğiyle!